YOUTUBE NARSİZMİ

Mitolojinin bugünün dünyasında ise o durgun su, yerini milyarlarca piksellik hareketli bir girdaba bıraktı; YouTube. derinliklerinde, kendi aksine aşık olup eriyen Narkissos, cezasını durgun bir su birikintisinde çekmişti.

Ekranın karanlığından sızan o ilk kırmızı logo, modern insanın kendi sesini evrene duyurma değil, evreni kendi suretine hayran bırakma arzusunun dijital miladıdır. "Söz uçar, yazı kalır" düsturu yerini "Kayıttaysan varsın" amentüsüne bıraktığında, narsizm de kabuk değiştirerek bireysel bir kusur olmaktan çıkıp kitlesel bir ayine dönüştü.

Platformun ilk günden beri göğsünde taşıdığı Kendini Yayınla sloganı, masum bir demokratikleşme vaadinden ziyade, her bireyin kendi tapınağını kurabileceği bir teolojik davetti. YouTube, bu maskeyi en estetik, en pürüzsüz haliyle inşa etmemiz için bize ışık halkaları, kurgu masaları ve "en iyi anlar" seçkisi sundu. Gerçekliğin kırışıklıkları bu dijital tülün ardında gizlenirken, insan kendi yarattığı o kusursuz gölgeye tapınmaya başladı.

Bir zamanlar sadece kralların, azizlerin ya da dâhilerin hayatı anlatılmaya değer bulunurken, YouTube kültürüyle birlikte "sabah nasıl uyandığım", "ne yediğim" veya "nasıl alışveriş yaptığım" gibi en sıradan eylemler bile birer sanat eseri gibi pazarlanır oldu.

YouTube kanalları modern zamanın günlükleri değil, aksine, revize edilmiş, cilalanmış ve seyirciye göre ayarlanmış otobiyografilerdir. Narsist bireyin en büyük ihtiyacı olan "sınırsız hayranlık ve onay", burada algoritmik bir ödül mekanizmasına bağlanmıştır.

Beğeni butonları, artan abone sayıları ve altı çizilen izlenme süreleri, ruhun açlığını bastırmak için tasarlanmış dijital dopamin zerreleridir. Algoritma, narsisti her saniye biraz daha yukarılara taşırken, ona şu zehirli fısıltıyı fısıldar: “Sen izleniyorsun, öyleyse diğerlerinden daha değerlisin.”

Kameranın o soğuk, cam merceği aslında bir göz değildir. O, toplumsal bir röntgenciliğin ve teşhirciliğin kesişim noktasıdır. Karşısında kanlı canlı bir insan olmayan yayıncı, kameraya bakarak kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışır. Ne var ki, o mercekten içeri sızan ışık, ruhun karanlık odalarını aydınlatmaya yetmez; sadece geçici bir parıltı sunar.

Narsist içerik üreticisi, varlığını sürdürebilmek için kölesi olarak gördüğü, ancak onayına muhtaç olduğu "kitleye" bağımlıdır. Yorumlarda gelen övgüler narsistik besini sağlarken, en ufak bir eleştiri veya beğenmeme hamlesi, narsistik yaralanmaya yol açar. Bu yaralanma, ekran arkasında öfke nöbetlerine, dramalara veya daha fazla dikkat çekme arzusunu tetikleyen uç içeriklere dönüşür. Seyirci hem bir tanrıdır hem de hiçe sayılan bir yığın.

YouTube narsizmi, edebi bir çürüme ve anlatının derinliğini kaybedip yüzeyin sığlığında boğulmasıdır. Sıradanlığın bu denli kutsanması, narsizmin "benim her anım benzersizdir ve dünya buna şahit olmalıdır" iddiasının en somut dışavurumudur. Hayat, yaşanmak için değil, sergilenmek için kurgulanan bir set artık.

YouTube’daki "Tepki" videoları, yaşanan yoksunluğun en estetikleştirilmiş halidir. Başka birinin acısına, başarısına ya da trajedisine verilen tepkiyi kaydetmek ve bunu kendi yüz ifadelerimiz üzerinden izleyiciye sunmak, başkasının hikayesini kendi narsistik sahnesine meze yapmaktır. Olayın kendisi değil, "benim o olaya verdiğim tepki" önemli kılınır. Başkalarının hayatları, narsistin kendi aynasındaki yansımayı çeşitlendiren figüranlara dönüşür.

Videoların kapak fotoğrafları ve abartılı başlıklar, edebi birer imge olmaktan uzak, narsizmin çaresiz çığlıklarıdır. Şaşkınlık, korku veya aşırı neşeyle donatılmış o yüz ifadeleri, insan duygularının metalaşmış karikatürleridir. Vitrine en parlak oyuncağı koyarak içeriye müşteri çekmeye çalışan bir dükkan gibi, modern insan da kendi ruhunu en absürt şekliyle vitrine çıkarır. Bu durum, bireyin kendi özgünlüğünü kaybederek, sistemin ondan beklediği "görülmeye değer narsist" kalıbına girmesiyle sonuçlanır.

O yirmi dakikalık videonun sonundaki "Abone olmayı unutmayın" cümlesi bittiğinde ve ekran karardığında, odada sadece bilgisayar fanının uğultusu ve derin bir sessizlik kalır. YouTube narsizmi, insana binlerce dost, milyonlarca hayran vadederken , onu tarihin en kalabalık yalnızlığına mahkum eder.

Narkissos sudaki aksine dokunamadan ölmüştü. Bugünün dijital narsisti de ekrandaki piksellerine dokunamadan, o soğuk ışığın karşısında ruhsal bir kuraklıkla baş başa kalıyor. Çünkü hiçbir algoritma, insanın kendi içinde açtığı o dipsiz kuyuyu bir "beğeni" ile doldurmaya muktedir değildir.