İnsanlık tarihinin en karmaşık ve en az anlaşılan olgularından biri de delilik. Yüzyıllar boyunca filozoflar, sanatçılar, bilim insanları ve teologlar, bu uçsuz bucaksız ve karanlık denizin derinliklerine inmeye, onu anlamaya ve tanımlamaya çalıştılar. Ancak delilik, bir o kadar da ele avuca sığmaz, her türlü tanımın dışına taşan, sürekli değişen ve dönüşen bir olgudur.
‘’Akıl, kendini ancak deliliğin zıddında, deliliğin zıddı olarak tanımlayabilmektedir. Öyleyse delilik toplum düzeninin varlığı için gereklidir, çünkü bu düzen kendine ancak negatifin aynasında kimlik verebilmektedir.'’ der Mehmet Ali Kılıçbay, Michel Foucault'un olağanüstü eseri Deliliğin Tarihi'ne yazdığı önsözde.
Bir kaçıştır bazen delilik dediğimiz. Gerçekliğin acımasızlığından, hayatın getirdiği yüklerden, kendi içimizdeki çelişkilerden bir sığınak olabilir. Bazen aşırı bir hassasiyetin sonucudur. Dünyayı fazla derin hissetmenin, fazla dikkatle bakmanın bedeli delilikle ödenebilir. “Delilik, gerçekliğin dayanılmaz olduğu yerde başlar.” der Franz Kafka.
Delilik, zihnin labirentlerinde kaybolmak gibidir. Bu labirentte yolumuzu bulmaya çalışırken, bizi bekleyen canavarlarla karşılaşırız. Bu canavarlar, bazen geçmişimizden gelen travmalardır, bazen bastırılmış arzularımızdır.
Deliliğin eşiğinde duran insan, bazen en berrak cümleleri kurarken bile kendi içindeki uğultuyu susturamaz. İçsel bir fırtına, dışarıdan bakıldığında dingin bir göle benzer, oysa dipte devinen karanlık, her şeyi yutmaya hazırdır. Bu noktada akıl, kendini korumak için kendi gerçekliğini üretir çünkü dış dünyanın ağırlığı artık taşınamaz hâle gelmiştir. İlber Ortaylı’nın bir sözünü hatırlatır bu hâl: “İnsan zihni, alıştığı düzeni kaybettiğinde kendi düzenini kurar.” Ve bu yeni düzen, çoğu zaman eski gerçekliğin gölgesinde ama ondan kopuk bir evrende var olur.
Deliliğin sunduğu hayal dünyasında, her şey mümkündür. Acı yoktur, üzüntü yoktur, sadece bizi mutlu eden, bizi tatmin eden bir gerçeklik vardır. Ancak bu kaçışın bir bedeli vardır. Deliliğin labirentinde kayboldukça, gerçek dünyayla olan bağımız kopar, kendimizi yalnız ve yalıtılmış hissederiz.
Bazen de bir isyandır delilik. Toplumun normlarına, beklentilerine, baskılarına karşı bir başkaldırıdır.. Delilik, bize dayatılan gerçekliği reddetmek, kendi gerçekliğimizi yaratmak demektir. Bu gerçeklik, çoğu zaman toplum tarafından kabul edilemez, hatta tehlikeli olarak görülür. Ancak deliliğin getirdiği özgürlük, bazen bizi yaratıcılığın ve dehanın doruklarına ulaştırabilir.
Çoğu zaman bir aynadır delilik. Zihin aynaya bakmayı reddettiği o kırılma anında başlar. Görüntü hâlâ oradadır ama anlam çoktan parçalanmıştır. Düşünceler, birbirine değmeyen kıyılar gibi uzaklaşır, kelimeler, sahip oldukları anlamı yitirip yalnızca ses olarak kalır. İnsan, kendi içindeki yankı odasında dolaşırken, her düşünce bir gölgeye dönüşür ve o gölgeler zamanla sahibini tanımaz olur. Akıl, ince bir cam gibi çatlar, kırıldığında ses çıkarmaz, ama içten içe kanatır.
Delilik, bizi kendimizle yüzleşmeye zorlar. Bu yüzleşme, bazen acı verici olabilir, ancak bazen de bizi kendimizi daha iyi anlamaya, kendimizi kabul etmeye ve nihayetinde iyileşmeye götürebilir.
Başka bir yönüyle de trajedidir delilik. bizi kendimizden ve sevdiklerimizden koparır. Bizi bir boşluğa, bir hiçliğe hapseder. Ancak bu trajedi içinde bile, bazen bir umut ışığı, bir iyileşme şansı, bir yeniden doğuş imkanı vardır.
Aynı zamanda yeni bir dil icat etmektir delilik. Mantığın terk ettiği yerde, imgeler konuşmaya başlar, rüyalar gündüze sızar, gerçek ile hayal birbirine karışır. Bir çiçek, bir çığlığa dönüşebilir; bir gülüş, derin bir boşluğun kapısını aralayabilir. Her cümle, benliğinden bir parçayı koparıp bilinmeyene savurur.
Delilik, bir derstir bazen de . Bize hayatın değerini, insan ilişkilerinin önemini, zihinsel sağlığın ne kadar kırılgan olduğunu öğretir..Empatinin, anlayışın ve desteğin ne kadar önemli olduğunu gösterir.
Her mahallenin bir deli'si muhakkak vardır, Daha eskiler derler ki, her köyün bir deli'si olurmuş. İşte o delilerdir ki toplum vicdanını aksettirirler akıllı çoğunluklara..Nihayetinde delilik, insanlık tarihinin en karmaşık ve en az anlaşılan olgularından biri olmaya devam etmektedir.
Deliliğin anatomisini anlamak, sadece bu gizemli olguyu anlamak değil, aynı zamanda kendimizi ve insanlığı anlamak demektir. Gerisi zaten delilerin işi !