SAYIN BASIN, İYİ PARTİMİZİN KIYMETLİ MENSUPLARI
DEĞERLİ NEVŞEHİRLİLER, BÜYÜK TÜRK MİLLETİ
Sözlerime Selam ve saygılar sunarak başlıyorum.
Koca bir yılı geride bıraktık.
2026 yılına zam, vergi ve cezalarda büyük artışlarla girilmesine rağmen yine de
yeni yılın Aziz Milletimize Türk ve İslam dünyasına, Nevşehir’imize hayırlar
getirmesini, huzur ve refah içinde geçmesini diliyorum.
2025 yılında emeklilerimiz yoksullaştı, çalışanlarımız açlık sınırı altında bir asgari
ücrete mahkum edildi, esnafımız ve esasen hepimiz biraz daha küçüldük,
küçülmeye devam ediyoruz. Milletimiz enflasyon ve hayat pahalılığının altında
eziliyor. Millet olarak derin bir yoksulluğa sürüklenmiş ve hatta yoksulluğa terk
edilmiş bulunuyoruz.
Yıl biterken Güzel Kentimiz Yalova ”da İŞİD li katiller tarafından üç polisimiz
şehit edildi. Kahraman Polislerimize Allah ”tan rahmet, yakınlarına ve
milletimize baş sağlığı diliyoruz. Ancak sormadan da edemiyoruz; bu insanlar
polisine silah sıkacak ve evladını kalkan yapacak hale nasıl geldiler?
Sayın İç İşleri Bakanımızın çatışmadan sonra yaptığı açıklamada İŞİD
militanlarının Türkiye vatandaşı olduğuna vurgu yapmasına rağmen
polislerimizin katillerinin Suriye'den gelerek vatandaş yapıldıklarına dair
bilgiler dolaşıyor. Katillerden birisinin daha önce yargılandığı ve Sayın
Cumhurbaşkanımıza ve Türkiye’ye “tekfir” suçlaması yaptığı halde serbest
kaldığı söyleniyor. Yalova’daki 7 saat süren çatışmadan sonra yurt çapında
başlatılan operasyonlardan her yerin IŞID kaynadığı anlaşılıyor. Ülkemizin bu sapık anlayıştan temizlenmesini istiyor ve bekliyoruz.
İŞİD li veya değil, ülkemizdeki Suriyeliler, Afganlılar ne olacak? Bunlar geçici
sığınmacı değiller miydi, ne zaman kendi ülkelerine gönderilecekler? Kendi
insanımıza veremediğimiz kaynaklarımızı ve zenginliklerimizi bunlarla
paylaşmaya daha ne kadar devam edeceğiz? Son saldırıdan da anlaşılacağı gibi
sığınmacı veya mültecilerin aynı zamanda bir güvenlik sorunu teşkil ettiği ne
zaman görülecek, ne zaman anlaşılacak?
Toplum olarak korkunç bir çürüme ve ahlak çöküşü içindeyiz. Yalnız terör ve
mafya çeteleri değil ülkenin neredeyse her yanını yolsuzluk, dolandırıcılık,
kumar, bahis, uyuşturucu belası ve fuhuş sarmış durumda...
Baskınlar, gözaltılar, tutuklamalar bitmiyor. 8 yılda 4 defa infaz düzenlemesi adıyla salıverilenler ceza evlerindeki kapasite fazlalığını eritemiyor. Çıkanları yeni suçlar işlemekten caydıramıyoruz.
Memleketimiz bu hale nasıl geldi? Ne oldu bize, neden böyle çürüdük?
İyi ahlak, erdem, dürüstlük ve yiğitlik gibi değerler kayıplara karışmış gibi
gözüküyor. Buradan nasıl çıkacağız? Bir çıkış yolu bulmak zorundayız; Herkesi
bir çıkış yolu aramaya ve bulmaya davet ediyorum.
Ayrıca ve en önemli olarak 2025 yılını “terörsüz Türkiye” adı verilen bir süreci
konuşarak tamamladık. Devlet Bahçeli’nin “Apo gelsin, Pkk’nın silah bıraktığını
TBMM’nde konuşarak açıklasın ve umut hakkından yararlansın” diyerek
başlattığı bu süreç AK Parti, MHP ve Dem sözcüleri tarafından asla pazarlık
olmadığı söylenerek, gizlilik içinde ve 15 aydır pazarlık yapılarak sürdürülüyor. İmralı’ya heyetler gidip-geliyor, sürece katkı veren partiler birbirleriyle görüşüyor, sürekli ilerleme kaydedildiği belirtiliyor fakat bir adım atılamıyor. gerçekler milletten gizleniyor. Elli bin insanımızı öldürenler barış diyorlar, eşit
vatandaşlık istiyorlar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları eşit değil midir? Eğitim,
ticaret, seyahat veya siyaset yapmaları önünde bir engel veya ayrıcalık var
mıdır? Hâlbuki PKK ve DEM sözcülerinin istek ve talepleri belli, açıkça ve
gizlemeye ihtiyaç duymadan söylüyorlar. Döktükleri kandan pişmanlık ifade
etmedikleri gibi zafer kazanmış havasında devletimize meydan okuyorlar.
Gerçek Şudur; PKK ve Dem Emperyalizmin taşeronlarıdır, Süleymaniye’de silah
yakma görseli bir tiyatrodan ibarettir. Türk Ordusu’nun çok kez yenilgiye
uğrattığı PKK “çatışmasızlık” ilanı ederek her defasında kaçarak kurtulmuştur.
Birinci çözüm sürecinden maalesef ve tekrar güçlenerek çıkan PKK, Türk
Güvenlik güçleri tarafından tekrar yurt içinde eylem yapamaz hale getirilmişti.
İşte bu aşamada İktidarın ABD ile birlikte yürüttüğü yanlış Suriye politikası
PKK’nın Suriye’de alan kazanmasına Kandil ve Türkiye’deki unsurlarının Suriye’de toplanmasına yol açmıştır. Suriye’de bir avuç PKK lı Suriye’ye
hakim hale gelmiştir. ABD’nin amacına ulaştığı ve SDG adını verdiği
bu güçleri eğitip donattığı ve adeta ordulaştırdığı herkesin malumlarıdır. Bu
yapının ABD’nin verdiği silahları bırakması mümkün değildir. Türkiye bu
aşamada Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunarak yanlış Suriye politikasından
dönmeye çalışsa da Suriye’nin artık kırılan sosyal dokusunun yapışmasının
zorluğu ortadadır. Türkiye maalesef 90 lı yıllarda aynı yanlışı Irak politikasında
da yapmış Kuzey Irak’ta Barzani’nin bölgesel bir yönetim oluşturarak bağımsızlık
rüyaları görmesine yol açmıştı. Gelinen süreçte Kuzey Iraktaki Barzani yönetimi ile Suriye’deki SDG yönetimi birleşme görüşmelerine de başlamış gözüküyor.
Üçüncü parça Kuzey Kürdistan dedikleri Türkiye topraklarıdır ve
Türkiye için tehdittir.
TÜRKİYEYİ BÖLDÜRTMEYECEĞİZ ÇÜNKÜ BAŞKA VATANIMIZ YOKTUR!
Bu yanlış adımlar ülkemize hep bedel olarak dönüyor,
Dış Politikada Yalnızlaşan Türkiye’yi Mavi Vatan konusunda bir avuç İsrail- Yunanistan ittifakı maalesef tehdide yelteniyor.
Değerli Nevşehirliler
Katil Apo İle Türkiye Cumhuriyeti Devletini pazarlığa oturtan bu sürece son verilmelidir. Katil Apo Türkiye Cumhuriyetinin eşiti veya muhatabı olamaz.
Bu süreç PKK’yı cesaretlendirmiştir. Devletimizin kuruluş senedi olan Lozan
antlaşmasını reddederek, topraklarımızın paylaşıldığı Sevr anlaşmasına
dönülmesini istemektedirler. İki-üç dilli, iki-üç milletli bir yapı istemektedirler.
Bölgedeki santrallerden üretilen elektrik geliri ve diğer gelirlerden pay
istemektedirler. Bu bölünme değilse nedir? ABD’nin bunları desteklediği ve
silah verdiğini bilmeyen, duymayan kalmış mıdır? ABD bunları niçin, Kürt
oldukları için mi desteklemektedir? Kürtler bizim eşit vatandaşlarımızdır; Bu bir
Kürt hareketi değil, ABD’nin taşeronluğudur; Yöneticilerinin pek çoğu da Kürt değillerdir; 1984 de nöbeti Asala'dan devralmışlardır. Böyle anlaşılmalı ve böyle
bilinmelidir.
Bu sürece karşı dik duran ve tek karşı çıkan parti İYİ Parti’dir,
İYİ PARTİ milletimizin SON KALESİ dir.
TÜRKİYEYİ BÖLDÜRTMEYECEĞİZ ÇÜNKÜ BAŞKA VATANIMIZ YOKTUR!
Görüldüğü gibi ülkemiz maalesef yanlış yönetiliyor, Ekonomide, tarımda,
eğitimde, dış politikada, sorunlar yumağı ile karşı karşıyayız. Adalet ve yargı
sistemimiz güven vermiyor, başkanlık adı verilen tek adam sistemi, demokrasi,
şeffaflık ve denetlene birliği ortadan kaldırdı, mülakatı kaldırmaya söz verdikleri
halde liyakati yok saymaya devam ediyorlar. Bu yönetim anlayışı sürdüre bilinir
değildir.
İYİ Parti olarak PKK ile yürütülen pazarlığı sonlandıracağız, Sığınmacıları Milli
Göç Doktrini projemizle geldikleri ülkelerine göndereceğiz. Türkiye’mizi İŞİD’ten
temizleyeceğiz. Sınırlarımızı, denizlerimizi ve hava sahamızı kontrollü ve güvenli
hale getireceğiz. Ekonomimizi üretimle canlandıracağız. Eğitime kalite katacağız.
Tarımı ve hayvancılığı girdi maliyetlerini düşürerek ve teşviklerle destekleyerek
büyüteceğiz. İstihdam artacak, refah ve huzurun dönüşü İyi Parti’nin eseri
olacaktır. İYİ Parti'nin güneşi Türkiye’yi yeniden aydınlatacaktır. Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu' na duyulan güvenin artık tercihe dönüştüğünü, İYİ Partinin milletimizin umudu haline geldiğini görüyor;
Basınımıza, katılımcılarımıza, Nevşehirli hemşerilerimize ve aziz milletimize
şükranlarımı sunuyorum.





